Hizmet Tespit Davası Nedir? Hizmet Tespit Davası Nasıl Açılır?

Şubat 26, 2021by Av. İrem Doğan0

Hizmet tespit davası 5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddesinde öngörülen bir dava olup işçinin hiç bildirilmeyen veya eksik bildirilen hizmet süresini tespit etmeyi sağlayan hukuki bir yoldur.

Hizmet Tespit Davasının Tarafları

Hizmet tespit davası ancak işçi ve ölümü halinde hak sahipleri tarafından işverene karşı açılabilir. Dava dilekçesinde hizmet tespit davası Sosyal Güvenlik Kurumuna da ihbar edilir.

Hizmet Tespit Davasının Şartları

Hizmet tespit davasının açılabilmesi için davacının durumunun birtakım şartları sağlıyor olması gerekir. Şöyle ki:

  • Davalı iş yeri 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası hükümlerine uygun şartları sağlayan iş yerlerinden olmalıdır.
  • Hizmetin davacı işçi tarafından sigortasız olarak görülmüş olması ve bu durumunda SGK tarafından daha önce tespit edilmemiş olması gerekir.
  • Hizmet tespit davasına ilişkin dava konusu  uzun vadeli sigortalar olmalıdır. Örneğin yaşlılık, ölüm ve malullük sigortaları bu kapsamda değerlendirilmez.
  • İşçi davayı 5 yıllık süresi içerisinde açmalıdır.

Hizmet Tespit Davası ve Hak Düşürücü Süre

Hizmet Tespit Davasının açılması 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir.  5 yıllık süre işçinin hizmetlerinin geçtiği yılın sonunda başlar. 5 yıllık süre hak düşürücü nitelikte olduğundan Mahkeme bu süreyi re’sen gözetmeliyken taraflarca da her aşamada hak düşürücü sürenin dolduğu ileri sürülebilir.

Hak düşürücü sürenin istisnaları:

Yargıtay’ın hak düşürücü sürenin gözetilmesine ilişkin verdiği kararlar hak düşürücü sürenin istisnalarını ortaya koymaktadır. Aşağıdaki hallerde hak düşürücü süreden söz edilemez dolmuş olsa bile hizmet tespit davası açılabilir.

  • Müfettiş durum tespit tutanağı ya da tahkikat raporlarıyla çalışma tespit edilmişse,
  • Asgari işçilik incelemesi neticesinde işverenden sigortalının primleri Kurumca icra yoluyla tahsil edilmişse,
  • İşveren imzalı ücret tediye bordrosunda sigortalıdan sigorta primi kestiğini açıkça gösterdiği halde sigorta primini Kuruma yatırmamışsa,
  • Sigortalı durumunda iken memurluğa geçmiş olursa,
    İşe giriş bildirgesi Kuruma süresinde verilmiş; fakat bordrosu ve primi SGK’ya intikal ettirilmemişse,
  • İşçilik hakları tazminatlarına (ihbar, kıdem tazminatı, ücret alacağı vs.) ilişkin aynı döneme ait kesin hüküm niteliğini taşıyan yargı kararları varsa, hizmet tespit davaları zamanaşımına uğramaz.

Yargıtay’ın emsal niteliğindeki kararında  “…Davacı, davalı işveren nezdinde çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir. İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir” (Yargıtay 21. HD. 2008/9842 E., 2009/7830 K.)

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 09.11.2004 tarih 2004/6520 E. 2004/10496 K. Sayılı ilamında ise Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79/10. maddesi olup; anılan maddede yer alan hak düşürücü süre “yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar” için geçerlidir. Somut olayda davacının tespitini talep ettiği her iki çalışma dönemi başlangıç tarihi itibariyle hak düşürücü süre içerisinde Kuruma ibraz edilmiş işe giriş bildirgeleri bulunduğu gibi, davalı işveren tarafından davacının 1988 yılı çalışmasına ait 13 günlük prim de ödenmiştir. Maddede sayılan belgelerden olan işe giriş bildirgelerinin verilmesi ile davacının tespitini talep ettiği çalışmalar yönünden hak düşürücü sürenin geçmiş olduğundan bahsedilemeyeceğinden mahkemece işin esasına girilerek toplanacak deliller doğrultusunda karar verilmek gerekirken eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedeniolduğuna karar verilmiştir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi bir başka kararında da “Dava, davalıya ait işyerinde 1.9.1980-1.9.1983 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak geçen Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerinin tespiti istemine ilişkindir. Bu yönü ile davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesidir. Anılan maddede yönetmelikle tespit edilen belgeler işveren tarafından verilmeyen sigortalılar ile çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Madde de belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin ( işe giriş bildirgesi ) verilmesi veya çalışmanın Kurumca tespit edilmesi durumunda 5 yıllık hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği açık- seçiktir. Somut olayda davacı ile ilgili olarak 312-168 sayılı ve 15.9.1986 tarihli SSK Müfettişi raporu ile davacının 1.9.1980 tarihinden itibaren davalı işyerinde çalıştığının tespit edildiği ve primlerinin de tahsil edildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği ortadadır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir” şeklinde karar vererek hak düşürücü sürenin istisnalarını ortaya koymuştur.

Hizmet Tespit Davasında Görev ve Yetki

Hizmet tespit davaları iş mahkemelerin görev alanına girmektedir. İş Mahkemelerinin olmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemeleri iş mahkemesi sıfatıyla hizmet tespit davaları bakımından görevlidir. Hangi yerleşim yerindeki mahkemenin yetkili olacağı hususu da 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre iş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. Bu durumda davanın işverenin bulunduğu yer mahkemesinde yahut işin yapıldığı yerde açılması mümkündür.

Hizmet Tespit Davası Zorunlu Arabuluculuk Kapsamında Mıdır?

12.10.2017 tarihli yeni  İş Mahkemeleri Kanunu’nda iş hukukundan doğan pek çok uyuşmazlık için arabulucuya başvuru zorunlu hale getirilmiştir. 7036 sayılı Kanunun 3. maddesi uyarınca 01.01.2018 tarihinden itibaren; Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

Zira hizmetin tespiti hususu kişinin  sosyal güvenlik haklarının yanı sıra kamu idaresinin bazı haklarını (prim alma vs.) da etkilediğinden tarafların üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabileceği bir alan değildir.

Hizmet Tespit Davasında İspat

Hizmet tespit davasını açan işçi, iddiasını ispatla mükelleftir. İşçi iddia ettiği sürelerde davalı işverenin yanında çalıştığını her türlü hukuki delil ile ispat edebilir. Hizmet tespit davalarında davacı işçinin davalı işverene karşı konumu düşünüldüğünde ortaya çıkan en önemli ispat aracı tanıktır.

Ancak Yargıtay kimlerin tanıklığının ispata yeter olduğu konusunda birtakım kısıtlamalar üzerinde durmakta ve somut olayın mahiyetine göre karar vermektedir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 06.04.2010 tarihli KararındaYapılan incelemede davalı işyerinden 2005 yılında 306 gün, 2006 yılında 210 gün bildirim olduğu 15.08.2006 tarihinde davacının çıkışının gösterildiği tanık Günay’ın davacının ev komşusu, tanık Morgül’ün davacının kardeşi olup bordro tanığı olmadıkları, bordro tanığı olan Emine ile Lütfi’nin davacının işe giriş tarihi ile ilgili bilgi vermedikleri, bordo tanığı olan Safiye’ nin davacının 2005 yılında işe girdiğini beyan ettiği, tanık beyanlarının birbiriyle çeliştiği, giderek hükme esas alınacak nitelikte olmadığı görülmektedir.    

Yapılacak iş; dosya içerisinde bulunan davalı işyerinden verilen 20012005 dönemine ait dönem bordrolarında birden ziyade çalışanların olduğu nazara alınarak diğer bordro tanıklarının beyanlarına başvurarak tüm deliller bir arada değerlendirilip çıkacak sonuca göre bir karar vermektir. O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.” Şeklinde hüküm kurmuş ve işçinin bordro tanığı olmayan ev komşusunun tanıklığının ispata yarar olmadığına hükmetmiştir. (Yargıtay 21.H.D. 06.04.2010 T. 2009/4317 E. 2010/3846 K.)

Bu yazımızda, iş hukukunda hizmet tespit davası konusunu  inceledik. Konuyla ilgili yahut iş hukuku ile ilgili aklınıza takılan bir soru olursa yorumlar kısmında sorabilir, iş hukuku avukatı olarak sizi temsil etmemiz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

three + 5 =

DANIŞMA HATTI

Kor Avukatlık ve Danışmanlık. Bu sitede bulunan bütün içerik, Türkiye Barolar Birliği’nin Meslek Kurallarına uygun şekilde tasarlanmış olup sadece bilgilendirme amaçlıdır.                             

Copyright © KorHukuk 2020